(GERÇEK TIP) KAS VE KEMİK HASTALIKLARI

Kas ve Kemik Hastalıkları

Romatizmal hastalıklar
Romatizma tek bir hastalık değildir. 200'e yakın hastalık bu sınıfa girer:
Eklem romatizmaları, osteoartrit (eklem kireçlenmesi), romatoid artrit (eklem iltihaplanması),
• Omurga romatizmaları,
• Gut,
• Behçet hastalığı,
• Yumuşak doku romatizmaları (fıbromiyalji, boyun ağrısı, bel ağrısı gibi);
• Damar romatizmaları (vaskulit); Akdeniz ateşi vb.
Bunların arasında en sık görülen kemik erimesidir (osteoporoz). Roma­tizmal hastalıklar genelde eklemlerde başlar, sonra akciğer, kalp, karaciğer, böbrek, beyin gibi iç organlarına geçer. Bu organlarda ilk önce damar ro­matizması (vaskulit) oluşur. Vaskulit ise kalp yetmezliği, solunum yetmez­liği ve böbrek yetmezliğine neden olur. Günümüzde romatizmai hastalık­ların tıbbi bir tedavisi yoktur ve kullanılan tıbbi ilaçların ciddi derecede yan etkileri vardır.
Romatizmai hastalıkların sebebi de, bütün diğer hastalıklarda olduğu gi­bi, mizaca uygun olmayan yiyecekler, çok ve karışık yemek, hazır, katkılı yiyecek ve içecekler, tıbbi ilaçlar, kimyasal maddeler ve hareketsizliktir.
Kan grubu "0" olanlar iki sebepten dolayı romatizmai hastalıklara diğer­lerine göre daha sık yakalanırlar: Buğday ve süt ürünleri. Çünkü kan grubu "0" olanlar buğdayı ve süt ürünlerini hazmedemezler. "0" grubunun sıcak safrası süt ve süt ürünlerini yakarak kirece dönüştürür, depolanmak üzere damarlara, organlara ve dokulara gönderir. Eklemlerde kireçlenmeye ve da­mar romatizmasına zemin hazırlar.
Hazmedilemeyen buğday ürünlerinin kalıntıları yumuşak doku roma­tizması, eklem iltihaplanması ve her çeşit ağrı-sızıya neden olabilir. Kulla­nılan katkı maddeli yiyecekler, kimyasallar ve tıbbi ilaçlar hastalığın seyrini hızlandırır ve şiddetlendirir. Kan grubu "B" olanların idrar yolları ve böb­rek kapasitesi yapısal olarak düşük olduğu için tuzlan ve toksinleri vücut­tan yeterli ölçüde atamaz ve bu şekilde romatizmal hastalıklara zemin olu­şur. Kan grubu "A" olanların durumu ise "Cilt hastalıkları" bölümünde anla­tılmıştır.
Romatizmal Hastalıkların Genel Tedavisi:
v Sabahleyin defne yaprağının suyu yudum-yudum içmeye başlanır. 3 gün süresince devam edilir. 30 gr. kırmızı pancar suyu + 170 gr. ıspa­nak suyu + 50 gr. su karışımı defne yaprağının suyu ile dönüşümlü ola­rak saat 16:00'ya kadar 3-4 defa içilir. (Ispanak suyu yerine semizotu suyu ve havuç suyu da kullanılabilir).
v Kırmızı pancar suyuna günde 30 gramla başlanıp her 3 günde bir 10'ar gr. arttırılır: 40 gr., 50 gr., 60 gr Günlük 100 grama çıkıldığında 100 gr. kırmızı pancar suyu + 100 gr. ıspanak suyu + 50 gr. su karışı­mı içmeye devam edilir. (Ispanak suyu yerine mevsimine göre aşağıda verilen sebzelerden birinin suyu kullanılabilir).
v öğlen yemeği (16:00): Salata ile sebze yemeği yenir. Sebze yemeği yerine haftada 1-2 defa et ve 1 -2 defa balık salatayla birlikte yenebilir.
v kşam: Meyve veya rendelenmiş kırmızı pancar, rendelenmiş havuç, ıspanak, semizotu, roka, maydanoz, hindiba, sarımsak, soğan, limon suyu ve zeytinyağı ile yapılan salata yenir.
Her Pazartesi 36 saatlik açlık yapılır.
v Her Perşembe saat 19:00'a kadar istenilen miktarda kırmızı pancar su­yu karışımı, greyfurt suyu veya limon suyu ile dönüşümlü olarak içilir. Örneğin: Sabah saat 07:00'de kırmızı pancar suyu karışımı, saat 09:00'da greyfurt suyu, saat:11.00'de kırmızı pancar suyu karışımı... şeklinde akşama kadar devam edilir. Hiçbir şey yenmez. Meyve ve sebze sularını suyla karıştırmayı unutmamak, sebze suyu ha­zırlarken mutlaka mevsim sebzesini seçmeye dikkat etmek gerekir. Saat 19:00'da sağ yana yatılır, karaciğer üzerine ılık (sıcak değil, ılık!) su torbası koyulur. 30 gr. İngiliz tuzu (magnezyum sülfat) 1 bardak suyla karıştırılır ve içilir. Bu şekilde 1,5 saat kalkmadan yatılır.
v Böylece 4 hafta tamamlandıktan sonra 3 gün açlıktan sonra 4. gün meyve suyu içilirerek akşam karaciğer temizlemesi yapılır. ("Karaciğer temizlemesi 3. gün" bölümüne bakınız.)
Bütün sağlık sorunlarında olduğu gibi romatizmal hastalıklarda da en kesin tedavi için karaciğer temizlendikten sonra kireç temizlemesi, kan te­mizlemesi, böbrek ve mesane temizlemesi 10 günlük aralarla yapılmalıdır. İki temizleme günü arasındaki her Pazartesi günü 36 saatlik açlık yapmaya devam edilmelidir. İlk açlıktan başlayarak, her açlık günü hacamat yaptıra­rak tarama hacamatları tamamlamalıdır.
Hacamat yaptırılacak bölgeler:
-Kürek kemikleri arası ve altı,-
• Kafa,
• omuzlar,
• Bel ve kuyruk sokumu,
• Dizlerin üstü ve altı,
• Ayak bilekleri,
• El bilekleri.
Her ilkbahar ve sonbaharda aşağıdaki bölgelere sülük konur:
• Ayak parmaklarına, ayak bileklerine ve dizlere toplam 11-21 tane,
• 2 hafta sonra el parmaklarına, bileklere ve dirseklere toplam 21 tane,
• 2-3 hafta sonra ense çukurunun altından başlayarak kuyruk sokumuna kadar omurga hattı üzerine 21 tane,
• 3 hafta sonra makata 21 tane.
Sülükler düştükten sonra kesiklere mutlaka kupa çekilir.
Temizlemeleri yaptıkça hasta kendini mükemmel sağlıklı hissedecektir. Hatta "ben iyileştim" diye de düşünebilir. Bu yanıltıcı bir duygudur. Temiz­lemeler bittikten hemen sonra 3 günlük açlıklar 7 gün arayla 7 defaya ta­mamlanır.
Romatizma gibi ciddi bir rahatsızlıktan kurtulmak için uygulanacak te­davi süresi en az 1 -2 senedir. Bu süreçte her hafta 1 gün veya ayda 3 gün, hicrî 13, 14 ve 15. günler açlık yapılır. Zararlı yiyeceklerden kesinlikle ka­çınılır. ("Genel tavsiyeler" bölümüne bakınız.) Ömür boyu doğru beslen­meye dikkat edilir.
Haftada 1 -2 defa tuzlu suda banyo yapılır
Küvetin içinde 2 kg kaya tuzu eritilir. Önce ılık küvete oturulur sonra su sıcaklığı biraz arttırılır. Suyun ısısı yavaş yavaş artırılarak dayanma nok-tasına kadar yükseltilir. Küvete oturduğunuzda su, kalbi dışarıda bırakacak şekilde göğüs hizasına kadar gelmelidir.
Huş ağacı, okaliptüs, defne veya meşe ağacının dalları toplanarak, sü­pürge şekline getirilir. Bu süpürgeyi sıcak su içerisinde 15 dakika beklettik­ten sonra kollar, omuzlar, sırt, omurga ve iki yanı, göğüs ve karın bölgesi ayaklar ve özellikle eklemlere kızarana kadar iyice vurulmalıdır. Bu işlem kan dolaşımını hızlandırarak, vücutta toplanan kireç ve toksik maddeleri eritmeye, bu maddeleri deri vasıtasıyla dışarıya atmaya yardımcı olur. Bu iş­lemi kaplıcada, saunada veya denizde yapmak daha da faydalıdır. Banyoda iken limon, greyfurt, karpuz veya arpa suyunu küçük yudumlarla içmek bu­nun faydasını artırır.
Taze ısırganotundan yapılmış süpürge de bu şekilde kullanılabilir. An­cak ısırgan süpürgesi banyoda değil ayrıca uygulanır. Isırgan süpürgesi ön­ce bölgesel olarak kullanıldıktan sonra tüm vücutta kullanılabilir. Örneğin, birinci gün kollar ve omuzlar,- bir gün sonra sırt, omurga ve iki yanı,- ertesi gün göğüs ve karın bölgesi,- ertesi gün karın, bel ve ayaklar,- bir gün sonra tüm vücut için kullanılır. Sonra da 3er gün ara verilerek ihtiyaç duyulduğu sürece kullanmaya devam edilir.
Romatizma ve tüm eklem hastalıklarım tamamen yok eden yiyecekler:
Romatizmal hastalıklarda çiğ yeşil sebze yemek çok iyi sonuç verir. Isır­gan otu, ıspanak, roka, semizotu, dereotu, tere, maydanoz, kişniş, kıvırcık, göbek salata, marul, lahana, pırasa, kereviz, kırmızı pancar, havuç, yeşil ve kuru soğan, sarmısak, turp çeşitleri, çimlenmiş arpa romatizmal hastalıkla­rın ilacıdır.
Meyvelerden,- kiraz, vişne, elma, üzüm, incir, erik, greyfurt, limon, nar, Portakal, karpuz yenmeli ve suları içilmelidir. Yemeklerde tüm sebzeler, kabuklu bakla, nohut ve pirinç kullanılabilir. Ancak patatesin sadece fırın­da kabuklarıyla pişmişi, ekmeğin de tam buğday unundan, mayasız veya doğal maya ile yapılmış olanı yenmelidir. Haftada 1-3 defa olmak üzere ta­biata uygun olan bir et yenebilir. ("Et" bölümüne bakınız.) 1-3 defa balık,
1 -2 defa taze yumurta ve I -3 defa koyun peyniri, keçi peyniri, beyaz pey­nir, tulum peyniri veya eski kaşar tüketilebilir. Ancak peynir, yumurta, ba­lık ve et sadece çiğ yeşil sebzelerle yenebilir.
Romatizma hastalarına yasak olan yiyecek ve içecekler:
v Siyah çay, kahve, hazır yiyecek ve içecekler, çikolata, buğday (tip 405-550) ürünleri, her çeşit konserve, süt, eritme peynir, taze kaşar.
Genel tedavi sürecinde kullanılan sebze suyu karışımları:
v 140 gr. havuç suyu + 30 gr. kereviz yaprağı veya maydanoz suyu + 30 gr. hindiba suyu + 50 gr. su karışımı.
v 200 gr. semizotu suyu + 30 gr. maydanoz suyu + 50 gr. su karışımı.
v 100 gr. ıspanak suyu + 100 gr. havuç suyu + 50 gr. ısırganotu suyu + 50 gr. su karışımı.
v Eşit miktarlarda havuç ve kırmızı pancar suyu + 30 gr. maydonoz yap­rağı veya hindiba suyu + 50 gr. su karışımı.
Yazın:
v 1 litre su + 1 çorba kaşığı bal + 1 çorba taze sıkılmış acı kavun suyu (kan grubu "A" olanlar için 2 çorba kaşığı) + 1 çorba kaşığı taze sıkıl­mış zencefil + 2 çorba kaşığı taze sıkılmış kereviz yaprağı suyu karışı­mı gün boyunca yudum yudum içilir. 1 hafta ara ile 3 defa tekrarlanır. Bu karışım romatizmal hastalıklara iyi geldiği gibi, kanı ve organları te­mizler, idrarı ve adet kanamasını çoğaltır, balgamı söktürür.
Kışın:
v 20 gr. defne yaprağı 1 litre suyla 3-5 dakika kaynatılır. 20-30 dakika demlenip süzülür. 3 gün boyunca yudum yudum içilir. Bu çay da tüm eklemleri temizler.
Bölgesel tedavi için kullanılan İlaçlar:
v Kurutulmuş acı kavun meyvesi veya kökünden 100 gr. alınır 500 gr-suyla kısık ateşte 15 dakika kaynatılır ve biraz soğutularak süzülür. 500 gr su yerine 200 gr, su + 300 gr. doğal sirke karışımı daha etkili olur. Bu suda ıslatılan pamuklu bir bez, ağrıyan eklemlere sarılır ve kuruyun-caya kadar bekletilir.
Veya
v Ağrıyan yerlere 1-2 hafta boyunca acı kavun suyu yedirilerek sürülür. Ağrı hemen azalır ve yok olur. Günde 6-10 adet acı kavunun suyu kul­lanılabilir.
Veya
v Acı kavunun taze yapraklan, dalları ve olgun meyveleri ezilir, yağlı ka­ğıda sürülür, iltihablı ekleme, iltihaplı şişliğe veya ağrıyan yere sarılıp sabitleştirilir. 4-5 saat bekletilir.
Uyarı: Acı kavunun çekirdekleri ve olgunlaşmamış olanları kullanılmaz, zehirlidir.
Uzun bir bez, 70 gr. acı kavun yağıyla veya 50 gr. acı kavun suyu + 20 gr. defne yağı karışımıyla ıslatılır ve omurga hattı üzerine koyulur. Yağlı kağıt ile kapatılarak bantlanır ve çarşaf ile sabitleştirilir. Akşam­dan sabaha kadar (kan grubu "A" olanlar için 10-11 saat, diğerleri için 8-9 saat) bekletilir. Her tür romatizmal hastalıkta kullanılan ve 3 ayda bir tekrarlanabilen bu kompres, toksik maddeleri derin tabakalardan çeker,- kusma, idrar, ishal ve terleme ile dışarı atar.
Veya
v Bir miktar defne yaprağı öğütülür, sirke ve kepekli buğday unu ile ha­mur yapılır. Bu hamur şişliklere ve ağrıyan eklemlere sarılıp sabitleşti-rilerek bir gece bekletilir. Veya defneyağı ile kompres yapılır. Bu işlemler iltihaplanmayı önler, ağrıyı dindirir.
Veya
v 100 gr. çörekotu yağı içine bir kesme şekeri kadar kafuru konur, eri­yinceye kadar bekletilir ve ağrıyan yerlere ovularak yedirilir.
Veya
Birkaç tane at kestanesi kabuklarından temizlenir ve ince öğütülüp es­ki zeytinyağı veya çörekotu yağı ile karıştırılıp merhem kıvamına ge­tirilir. Romatizmalı bölgelere ve ağrıyan eklemlere yedirilerek sürülür.
Veya
v Taze veya kuru ısırganotu ezilerek sirkeyle yoğrulur. Yağlı kağıda sü­rülerek iltihablı ekleme veya iltihaplı şişliğe sarılıp sabitleştirilir. 10-12 saat bekletilir. Bu işlem iltihabın dışarı akmasını sağlar.
v Her akşam bir baş sarımsak dövülür, bir tatlı kaşığı öğütülmüş çemen otu ve bal ile iyice karıştırılıp macun haline getirilir, iltihaplı ve ağrı­yan eklemlere sürülüp, üzerine yağlı kağıt konur ve bantlanır. Sabaha kadar bekletilir.
Defne yağı ve acı kavun yağı aynı şekilde hazırlanır. ("İlaçlar" bölümü acı kavun konusuna bakınız.)
Romatizma ve özellikle eklem ağrısı için faydalı olanlar: Denizde yüz­mek, kaplıcalara gitmek, sıcak havada yalın ayak çok yürümek, tüm vücu­du sıcak deniz kumuna gömmek, yün çorap kullanmak, incir, ısırganotu, hindiba yemek, acı kavun, magnezyum sülfat, sinameki gibi ishal yapıcı ilaçlar kullanmak, ara sıra kusmak, kupa çekmek, hacamat yaptırmak, sülük koymak.
Osman Ş. 52 yaşında, işadamı
İlk olarak 1987 haziran ayında sağ dizimde şişme ve sağ el bileğim­de yanma ve şişme ağrılı şekilde başladı. O sıralarda kamyon şoför­lüğü yaptığımdan ayağımdaki durumun vehametini tam anlamıya-rak yürüyor ve çalışıyordum. Haseki Hastanesi'ne gidip gelmeye başladım fakat ne ilaç aldımsa iyileşmiyor daha kötüye gidiyordu. Dizimdeki şişme öyle bir hal aldı ki içerisi görülecek gibiydi. Daha sonra sol dizimde de rahatsızlık, ayrıca sol ayak bileğimde şişme ve ağrı başladı. 1989'da Çapa Tıp Fakültesi ortapedi servisinde tedavi­ye başladık. Her hafta veya ayda bir dizimden su alıyorlardı. Daha sonra dizimin arkasından "beykur kisti" diye isimlendirilen iki adet kist alındı, biri yumurta kadar diğeri ceviz kadardı. 1990 yılı sonla­rında sağ dizimden "artroskopi"yapıldı fakat hiçbir teşhis konama­dı. Ortopediye bu şekilde gidip gelirken "behçet hastalığı" teşhisi kondu. O zamandan beri "romatoloji"de tedavi görmekteydim, ilk zamanlar ağır bir kortizonlu tedaviye başlandı, büyük bir rahatlama hissettim.
Tedavim devam ederken yine arada bir kramp şeklinde tutulmalar oluyordu. Daha sonraları vücudumun bir cok yerine daha sirayet etti. Ağrılı yerlerin bazı kısımlarında alevlenme olduğunda buz te­davisi uyguluyordum. Kortizon olarak "delta cortril"i günlük 5 mg., alevlenme olunca 20-30 mg kadar alıyordum Alevlenme geçince dozajı, aşamalı olarak normal seviyesine indiri­yordum. Bu hususta neredeyse uzman olmuştum. Böyle "kör topal" tedaviye devam ederken 28 şubat 2007'de Dr. Aydın Hanımla ta­nıştım ve 20 yıllık tedavimi ona inanarak ve Allah'a sığınarak bırak­tım. Şu anda tedavime devam etmekteyim, neredeyse şifa buldum. Aydın Hanımla karşılaştığımda, kullanmakta olduğum şu ilaçları bıraktırdı:
1 = delta kortril 5 mg 2/1 2=colchicum dispert 3/1 3=voltaren 75 mg 2/1 4=aprazol kapsül l/l 5=salazorine en tablet 2/2 6=calde vite eff tablet 1/1 7=delix 5 mg tablet 1/1 8=vasacard W mg 1/1
7 günlük aralarla 14 defa 3 günlük açlık yapmamı, 3 ay ara verdik­ten sonra bir daha tekrarlamamı söyledi. Şu anda ilk 14 açlığın 12. sin i yapıyorum.
Tedaviye başladığımda ilaçları aniden bıraktığım için dizlerimde ağrılar, sıtımda kasılmalar, elimde ve bileğimde alevlenmeler ile müthiş bir şekilde sarsıldım. Dizlerime sülük taktım ve ağrılara sab­rettim. 15-20 günden sonra ağrılarım azalmaya başladı,- ondan son­ra gün-gün iyileşmeye başladım.
En son Doktor Hanıma 19 haziran 2007'de kontrole gittiğimde başkaları gibi o da beni tanıyamadı. Tedavi cok iyi sonuç vermiş, vücudum bile gençleşmiş ve dinçleşmişti. Halbuki bana "hastaları­mın içinde en ağırlarından biriydin" demişti. Allahıma sonsuz şükürler olsun.
(1) Mery

Yorumlar

  • senercan44senercan44 Yükleniyor... 24 Malatya
    Sağlık Bakanlığınca hazırlanan 2006 tarihli "Kronik Hastalıklar Raporuna göre, Türkiye'de yaklaşık 22 milyon kişi kronik hastalıkların etkisi altında yaşıyor ve kronik hastaların sayısında sürekli artış gözleniyor. Yaklaşık 15 milyon kişide yüksek tansiyon, 4 milyon kişide şeker, 3 milyon kişide kronik obstruktif akciğer hastalığı, 2 milyon kişide koroner kalp hastalığı; hastaların %40'ında farklı derecede anemi bulunuyor.
  • senercan44senercan44 Yükleniyor... 24 Malatya
    Bunun dışında hemen hemen her genç kızda, hatta bazı erkeklerde endometriozis görülüyor, kısırlık sel gibi artıyor ve her iki bebekten biri sezaryenle doğuyor. Raporlarla çizilen bu tablo tek başına çok vahimdir, aynı zamanda insanları ümitsizliğe, korkuya sevketmekte ve büyük hatalar yapmalarına da sebep olmaktadır.
    Çağdaş tıp bilgileri ve teşhis imkanları "dev adımlarla" ilerliyor gibi görünüyor fakat hastalıklar gün geçtikçe daha da derinleşiyor, çeşitleniyor, yaygınlaşıyor ve çoğalıyor. Hastalıklara çare bulunamıyor, tam tersine tıbbi tedaviler sonucunda hastalıkların direnci artıyor, daha önce hiç bilinmeyen hastalıklar ortaya çıkıyor. Karşımıza çıkan bu tablo bize hiç şaşırtıcı gelmiyor çünkü modern tıbbın felsefesi temelden yanlıştır. Modern tıp ateş yükselince ateş düşürücü, tansiyon yükselince tansiyon düşürücü, enfeksiyon olunca antibiyotik kullanmayı önerir. Bu, hastalığı tedavi değil, bağışıklık sistemine açılmış şiddetli ve sürekli bir savaştır. Çağdaş tıbbi müdahalelere maruz kalan bağışıklık sistemi, tamamen çökene kadar muazzam bir şekilde direnir. Bağışıklık sistemi çöktükten sonra ise insanın başına birer birer gerçek hastalıklar gelmeye başlar.
    Sentetik ilaçlar, ameliyatlar, sezaryenle doğum, kan ve organ nakli, iki anneli ve tüp bebekler, kök hücresi kullanma, klonlama, gen teknolojisi ve nanoteknoloji yöntemleriyle üretilen aşılar ve vitaminler gibi kurtuluş umuduyla bel bağlanan bu hayali gelişmeler her seferinde hüsranla bitmektedir ve bitecektir. Bunun sebebini, Yaratıcı'nın kanunlarını gözardı ederek veya onlara karşı gelerek tedavi yolu arayanların zihniyetinde aramak gerekir.
    Gerçeğe giden yol, ilahi kanunları çiğnemeyen yoldur. Allah tarafından yaratılan bu kanunlar, Levh-i Mahfuz'da yazılmış ve yaratılışa nokta koyulmuştur. Allah'ın yasalarında asla hata olamaz. Bir değişiklik de yapılamaz. Allahü Teala Müminun Suresi 71. Ayet-i Kerime'de "Velev ki Hak, onların hevalarına tabi olsaydı göklerde, yerde ve bunların içinde bulunanlar mutlaka fesada giderdi" buyurarak felaketin büyüklüğünü bize tanımlıyor.
    Biz gerçek hastalığı değil de, tedavi edilmemesi gereken "hastalıkları" tedavi ederken, daha doğrusu, vücudun gönderdiği "imdat" sinyallerini sustururken hatayı insan vücudunda, vücudun sözde eksikliği ya da bozukluğunda arıyoruz. Yani, hatayı Allah'ın yarattığı mekanizmada arıyoruz. Halbuki, O'nun mekanizmasında hata olamaz. Bu sebeple, insanın bağışıklık sistemi tüm çağdaş tedavi yöntemlerine karşı kendi savunmasını yapar, sonuna kadar direnir. Bazı insanlar tıbbi ilaçlarla veya cerrahi müdahalelerle değil, bunlara rağmen iyileşir.
    Bugün mizaçların sırrı keşfedilmiş ve mizaca yani kan grubuna göre beslenme şekli ayrıntılı bir şekilde sistemleştirilmiştir. Bu sistemi uygulayan insan bütün hastalıklardan emin olabilirdi. Ancak bu sistemi hayata geçirmek için doğal, genetiğine müdahale edilmemiş yiyecek kalmamıştır.
    Kainatta tüm cisimler ve sistemler bir bütündür. Bedenimiz de tüm kainatın bir misali olarak yaratılmıştır. İnsan bedenine baktığımız zaman çeşit çeşit, içiçe geçmiş ve birbiriyle etkileşim halinde olan sistemler görürüz. Modern tıp, insan bedenini, branşlara ayırarak inceler ancak bunun insan vücudunu anlamaya yeterli olmadığını biliyoruz. İnsan vücudunu anlamak için sistemin ve işleyişin bütününe bakmak gerekir. Yaratılış kanunlarını ne kadar iyi anlarsak o kadar sağlıklı ve doğru yaşama imkanı buluruz.
    Bu kitapta anlatılan tedavi sistemini anlamak için bütünsel bir bakış gereklidir. Tek tek hastalıkların tedavisiyle ilgilenmek yeterli olamaz. Bu nedenle ancak kitabımızın tamamını okuduktan sonra tedavinin felsefesiyle ve metoduyla ilgili bir fikir sahibi olunabilir. Öyleyse ateşi düşürmek, öksürüğü engellemek, burun akıntısını durdurmaya çalışmak, antibiyotik kullanmak, bademcikleri aldırmak cahilliktir, vücuda karşı yapılan bir haksızlık ve zulümdür. Halbuki, insan kendisini çevresindeki zararlardan koruyup, yemeklerini düzeltir, fazla ve zararlı yemekten vazgeçerse, onun ne ateşi yükselir, ne bademcikleri şişer, ne de alerjisi olur.
    Midede hazım bittikten sonra besin maddeleri kimus şeklinde bağırsaklara iner. Orada birinci hazım tamamlanır, besin emilir ve karaciğere ikinci hazma gönderilir. Doğal olarak bağırsaklarda yaşayan mikroplar midede hazmolunmamış yiyecek kalıntılarını parçalar ve vücudun menfaatine kullanarak vitamin, şeker, hatta protein üretirler. Vazifeli mikroplar toksik maddeleri nötralize ederek hızlı bir şekilde dışarı atmaya çalışırlar. İnsan, antibiyotik (anti:karşı, biyo:hayat yani hayat karşıtı) kullandığı zaman, antibiyotik vücuttaki mikroplarla birlikte, bağırsaklarda yaşayan doğal vazifeli mikropları da öldürür. Faydalı mikroplardan boşalan yeri zararlı mikroplar doldurur.
    Doğal olmayan, iyi çiğnenmeyen, karışık ve çok yenen, birbirine zıt yemekler midede çürüyerek bağırsaklara iner. Bağırsaklardaki yabancı mikroplar onlardan çeşitli zehirler üretir ve bu zehirler, toksinleri kana karıştırmadan dışarı atmakla görevli bağırsak tüycüklerini çürütür. Tüycüklerin çürümesiyle kelleşen bağırsaklarda yaralar oluşur ve bağırsaklar koruma görevini yapamayıp, faydalı maddelerin yanı sıra zararlı maddeleri de kana karıştırır. Bu zehirleri toplayan kan, direkt karaciğere geçer. Karaciğer, bu kanın bir kısmını böbreklere, bir kısmını da temizleyerek kalbe gönderir. Kalp, gelen kanı bütün organ ve hücrelere taksim etmekle görevlidir. Ancak kandaki toksin ve atıkların oranı devamlı yüksek olursa, karaciğerin onları temizlemesi zorlaşır. Bu durumda karaciğer onları kendinde toplayarak hastalanır, yağlanmaya, büyümeye, kistler oluşturmaya başlar ve kanı yeteri kadar temizleyemez hale gelir. Böylece kanda atıklar çoğalır, kolesterol yükselir. Vücut, bu ağırlaşan kanın dolaşımını hızlandırmak ve atıkları çıkartmak için, damarları daraltmak ve tansiyonu yükseltmek mecburiyetinde kalır. Ancak hasta, tansiyon düşürücü ilaç aldığında, damarlar zorla genişler, kan dolaşımı yavaşlar, pis ve ağır kan damarlarda dolaşarak, atıkları damar duvarlarında biriktirir, dokuları kirletir, kılcal damarları tıkar.
    Kan, daralan ve tıkanan atar damarlardan organların dokularına gerektiği gibi ulaşamayacağı için yeterli miktarda gıda da ulaştıramaz. Hücrelerin metabolik atıkları da daralan ve tıkanan toplar damarlardan ve o damarların bulunduğu organdan uzaklaşamaz ve hücrelerde birikmeye başlar. Sonuç olarak, hücre ve organlar aç kalır ve sürekli atıklarla uğraşmaktan asıl görevini yapamaz hale gelir.
    Her bir hücre ve her bir organ belli bir titreşimle çalışır (Allah'ı zikreder). Ancak, atıkların birikmesiyle değişmiş olan hücre ve organların titreşim frekansları bozulur (Allah'ı zikirden ayrılır). Peygamberimiz "Allah'ı zikirden ayrılmayan hayvanı avcı avlayamaz", buyuruyor. Sağlıklı hayvanı ne yırtıcı bir hayvan ne de avcı avlayamaz. (Bilimsel araştırmalar, avlanan hayvanların tamamının hasta hayvanlar olduğunu göstermiştir.) Öyleyse, zikirden ayrılmayan organ da hastalanmaz.
    Aslında hastalık tektir: Yanlış yaşam tarzı. Ancak hastalık olarak isimlendirilen her vaka, yanlış yaşam tarzına karşı vücudumuzun gösterdiği tepkidir. Bu tepki yukarıda gördüğümüz gibi, mide ve bağırsakların işlevinin (hazmın) bozulması ile, bademciklerin şişmesi ile ve karaciğerde atıkların birikmesi ile noktalanır. Ancak karaciğer kendi fonksiyonunu tam olarak yapamaz hale geldiğinde, hastanın tabiatına göre, böbrek, cilt, akciğer, rahim, yumurtalık, kalp ve damar hastalıkları gibi farklı hastalıklar baş gösterir. Bu hastalıklarla tek tek uğraşmak, boşuna, hatta zararına zaman geçirmektir. Çünkü birbirine bağlı olmayan hiçbir hastalık yoktur ki, tek başına tedavi edilebilsin.
    Mesela bronşit ve zatürre olayını ele alalım:
    İnsan uzun ömürlü süt ve süt tozu içeren hazır yiyecekleri, farklı peynir türlerini, rafine edilmiş ve katkılı hazır yiyecekleri, asitli içecekleri, mizaca uygun olmayan karışık yemekleri bol bol tüketiyorsa, bu yiyecekler kanın PH dengesini bozar ve vücutta büyük miktarda farklı toksik madde üretilmesine sebep olur.
    Havaya karışmış dumanlar, zehirli gazlar, tozlar, deterjan kokuları, özellikle çamaşır suyu ve tuz ruhu kokusu, solunum sistemini bozarak kana karışır. Kömür, kireç, alçı gibi maddelerin tozlan akciğerleri doldurur. Böyle bir zarara karşı bağışıklık sistemi, insanın iştahını keser, ateşini yükseltir. Ateş kanı ısıtır. Isınan kan ise akciğerde toplanmış eriyebilen atıkları eritmeye başlar ve balgamı çoğaltır. Akciğeri korumakla görevli mikroplar kanın ısınması ve balgamın artmasıyla birlikte çoğalır. Bu mikropların enzim Bu kitapta modern tıbbın "bilimsel" ve işe yaramaz dipnotlarla dolu üslubu yerine hastalıkların sebebini ve gerçek şifanın nerede olduğunu sade bir dille anlatmaya çalışan ifadeler tercih edilmiştir. Bu kitap şifa arayan ve hesap gününe inanan insanlar için "bilimsel" ifadelerin izafiliği yerine, acı da olsa gerçeklerin ortaya serilmesinin daha önemli olduğu düşünülerek yazılmıştır.
    Irsî hastalıklar hariç, hemen hemen bütün hastalıkların sebebi hayret verici derecede aynıdır. İlginç olan şudur ki, bütün hastalıkların tedavisi de aşağı yukarı aynıdır. Elinizdeki kitap bu sade ve hikmet dolu gerçeği anlatma yolunda Allah'ın izin verdiği ölçüde atılmış bir adımdır.
    Vücudundaki hastalıkların başlıca sorumlusu insanın kendisidir. Hasta olmak insanın kendi ayıbıdır, kendi suçudur. Çünkü vücutta, onu hastalıklardan koruyan öyle mükemmel bir mekanizma yaratılmıştır ki, bu mekanizmayı tahrip etmek için çok "uğraşmak" gerekir. Eğer insan bu mükemmel mekanizmaya rağmen yine de hastalanırsa, Allah, bu durumda da insanoğluna şifa bulması için dosdoğru bir yol göstermiştir. İnsanın bundan istifade etmeyip, kendini tedavi etmemesi ya da şifayı yanlış yerlerde araması ikinci bir suçtur.
    Hiçbir doktorun yardımı olmaksızın, tıp dünyası tarafından en tehlikeli görülen hastalıklardan bile kurtulmak mümkündür. Hastalığı teşhis etmek de önemli değildir. Bu kitapta takdim edilen kuralları ve tedavileri kendi hayatınızda uygularsanız, hastalıkların sebebini anlayacaksınız. Sebeplerini anlamakla kalmayıp, hayatî önem taşıyan bir çok ayrıntıyı göreceksiniz. Hastane kapısında sıra beklemeyecek, dolaplar dolusu ilaçlardan ve tüm tedavi masraflarından kurtulacaksınız. Sağlıklı olmanın ne kadar kolay olduğunu görüp şaşıracaksınız ve böyle mükemmel yaratıldığınız için Yaradan'a şükredeceksiniz.
    Gerçeğe götüren yol sarihtir.
    Gönderen Gerçek tıp zaman: 15:06
    (1) Mery
  • senercan44senercan44 Yükleniyor... 24 Malatya
    Bu konuda buaraya eklenecek daha çok şey var
  • ibrahimkara4ibrahimkara4 15 İstanbul
    bu tedaviyi forumdaki arkadaşlardan uygulayan varmı acaba ?
  • Sultan CemalSultan Cemal 251 İstanbul
    Ben geçen yıl 3 defa 3 günlük açlık orucu tutmuştum  sadece su içiliyor sahur ve iftarda vücuda dışar dan besin girmeyince sindirim sistemiyle uğraşmıyor ,vücut hasta hücreleri onarıma geçiyor  karaciğere birikiyor atıklar ve sonra lavman ile karaciğer temizliği yapılıyor mantık bu ama bazı işlerimden dolayı yarıda bıraktım tedaviyi düzenli ve istikrarlı yapıldığında fayda sağlayacağını düşünüyorum inşallah tekrardan başlamak nasip olur.
  • ibrahimkara4ibrahimkara4 15 İstanbul
    evet ben zaten aidin hanım'ın kitabını okudum dedikleri çok doğru uygulaması zor ama mecburen yapılması lazım.. ben şuan dr.ceyhun nuri var ankarada oda hem aidin salih gibi yiyeceklerle bitkisel tedavi artı hacamat sülük ozon magneto doğru nefes birsürü  komple sistemle tedavi ediyor baya araştırdım gittim ankaraya istanbuldan 3 gün kaldım akunpunktur ozon sülük magneto doğru nefes alma birsürü tedavi yaptılari daha sonra bağırsak ve mide temizlemem için 35 günlük bir programa girdim şuan 12.gün deyim ağrım sızım yok denecek kadar azaldı daha sonra 35.gün bitince karaciğer temizlmesi 3 gün olacakmış daha sonra kireç temizlemesi ve bu arada arada istanbudan anakaraya gidip geleceğim. pahalı tedavisi kliniği var ama ALLAHın izniyle bu hastalığı tamamen yeneceğime inanıyorum...
    ---
    tabi 1 -1,5 yıl sürecekmiş tedavi uygulaması gerçekten çok zor ama bu hastalıktan kurtulmak için mecburen katlanacağım ALLAH hepimizin yardımcısı olsun inşallah..
  • Sultan CemalSultan Cemal 251 İstanbul
    Amin. Rahmetli Aidin Salih gerçek tıp , Yitik şifa facede grubumuz var isterseniz katılın Allah yar ve yardımcınız olsun inşallah.
  • ibrahimkara4ibrahimkara4 15 İstanbul
    amin.ALLAH razı olsun kendisinden hakiki hekimemeymiş rahmetli. facebook kullanmıyorum ama kitabı bende mevcut...
  • Aidin Salih gerçek tıp kitabını okuyan varmı arkadaslar

    **Not: Bu konu ile birleştirilmiştir.
    Yönetim.
  • Sultan CemalSultan Cemal 251 İstanbul
    Ben kitabı biliyorum ama hepsini okumadım ,bazı kısımları telefonumda mevcud.Bi dönem çok yoğunlaşmıştım açlık ted. yöntemlerine ama malesef yarıda bırakmak durumunda kalmıştım.
  • Yazılanlanlarda bütün hastalıkların aşırı tokluk ve çiğnemeden olduğunu yazmıs
  • Sultan CemalSultan Cemal 251 İstanbul
    Aynen öyle bütün hastalıklar tabiata uygun olmayan yanlış beslenme,karışık beslenme,aşırı yemek ile oluyor muş .Açlık oruçları tutuluyor dışarıdan besin girmeyen vücud kendi hasta hücrelerini temizliyor mantığı ile ted. yöntemleri var.
    video yükledim ama açılıyor mu?
  • Video etkileyici buda bize gösteriyorki vicdanlı dotor bulmalıyız
  • Sultan CemalSultan Cemal 251 İstanbul
    Video etkileyici buda bize gösteriyorki vicdanlı dotor bulmalıyız
    Kesinlikle.
  • Ne diyelim sonumuz hayırlı olsun geçmiş olsun
  • Kan grubu 0 olanların süt ve süt ürünleri tüketmesi  kireclenmeye kan grubu A olanların kırmızı et tüketmesi kirece sebep oluyormus 
  • sevgilersevgiler 720 Eskişehir
    Benim a pozitif.et ve süt pirinç patates şekerli ürünler asitli içecek kesinlikle yaramıyor.
Yorum yapmak için Oturum Açın yada Kayıt Olun .

Bugün doğanlar

sarac ucqtresa mehmethakan konuksever01 Emrebal11896663 dengiz mrsnacak