CANDIDA (kandida)

Bağırsaklarınızın florası ne durumda?



Bağırsaklarınızda CANDIDA (kandida) maya mantarının arttığını basit bir testle anlayabiliriz. Bir bardak içme suyuna sabah aç karnına tükürün ve 15 dakika izleyin. Eğer tükürük suyun üstünde kalıyorsa sağlıklı bağırsak florasına sahipsiniz. Eğer tükürük dibe çöküyorsa, saçak gibi aşağıya iniyorsa, kar yağmış gibi oluyorsa veya suya rakı konmuş gibi bulanıyorsa candida bağırsak floranızı bozmuş demektir. Evdeki herkes testi yapsın..

Bir parça yeseniz bile karnınız şişiyor ve ağrıyorsa, yaptığınız bütün diyetlere rağmen karnınızın şişliğini ve sertliğini gideremiyor, lifli besinler tükettiğiniz halde çoğu zaman kabızlık sorunu yaşıyorsanız, yeme krizlerinize care bulamıyorsanız sebebi büyük ihtimalle candida maya mantarıdır.

Candida mantarları gıdalardan aldığınız sofra şekeriyle imal edilmiş ürünleri ve unlu mamülleri önce piruvat’a sonradan asetaldehid ve karbondioksit’e dönüştürür. Asetaldehid, hem karaciğer hem de mantar tarafından etil alkol’e dönüştürülür. Açığa çıkan karbondioksitin etkisiyle karnınızda şişkinlik ve sertlik oluşur.

“CANDIASIS, 21. yüzyılın insanlara hediye ettiği hastalık!”

Son elli yılda sessiz ve yıkıcı hastalıklarda patlama yaşandı ve tetkiklere, testlere bol bol para harcanırken yanlış teşhisler yanlış ilacların kullanılmasına ve çok daha kötü sonuçlara yol açtı. Kimse bağırsaklarından tüm vucuduna geçen ve organlarına büyük zarar veren Candida Albicans maya mantarı ve onun yol açtığı Candiasis (Kandiyasis) hastalığından şüphelenmedi.

Kandiyasis hastalığı ile mücadele Aşmanya’da son on yılda sağlık bakanlığı politikası haline gelmişken maalesef ülkemizde adını duyan çok az insan var.

Kandiyasis’in sebep olabileceği hastalıklardan obezite, diyabet, kalp damar hastalıkları, hormonal bozukluklar, kanser ve sinir sistemi hastalıkları adeta insanların kaderi haline geldi. Çocuklarda alerjik hastalıklar, akıntılar, tıkanıklıklar, otizm, hiperaktivite ve dikkat bozukluğu giderek artıyor.

Yorgunluk, unutkanlık, asabiyet, cinsel isteksizlik, tahammülsüzlük, durumlarında psikyatrlar ilaçlar yazdı, eklem ağrıları ve ödemler için avuç avuç romatizma ilaçları içildi. Zihinsel ve fiziksel performansı artıracak besin takviyelerini kullanmayan kalmadı, cinsel gücü arttırmak için her yol denendi, saç dökülmesi ve cilt sorunları için derkozmetik ve kozmetiğe harcanan parayı biliyorsunuz…

Kandida mantarından arınarak vücudunuzda varolduğunu düşündüğünüz pek çok hastalıktan ve fazla kilolarınızdan kurtulabilirsiniz.

Peki Kandiyasis nedir?

Bağırsaklarda 100 trilyon bakteri bizimle birlikte yaşar. Normal bağırsak florasında bu bakterilerin %90’ının faydalı bakterilerden olması gerekir. Altta saydığımız nedenlerle yararlı bakteriler azalır, zararlılar çoğalır. Bifidobakteriyum ve laktobasillus adlı faydalı bakterilerin azalmasıyla bağırsak florasındaki denge candida (kandida) lehine bozulur.

Antibiyotikler, antiasitler, mide ülseri ve reflü ilaçları, doğum kontrol hapları, şekerli ve beyaz unlu besinler, hormonlu besinler, tedavilerde kortizon kullanımı, klorlu su içilmesi, bağırsak parazit enfeksiyonları, alkol kullanımı, tetkik öncesi kullanılan barsak temizleyici ilaçlar, yağsız beslenme, kanser tedavileri (kemoterapi, radyoterapi) ve şeker hastalığı katkı maddeleri, ayçiçeği, mısır özü, soya ve margarinlerin omega-3,/omega-6 dengesini bozması, östrojen tedavileri, yanlış diyetler, laksatifler, asitli beslenme sonucu oluşan asidoz, yediğimiz hayvanlar ve bitkilerde kullanılan ilaçlar faydalı bakterilerin azalmasına ve bağırsaklarda kandida mantarı nufüsunun patlamasına yol açtı.

Kısaca gıda
ya da ilaç zannederek aldıklarımız, önce bağırsaklarımızın doğal florasını bozdu. Bağırsak geçirgenliğini arttırdı, kanımıza karışan sindirilmemiş maddeler, ağır metaller, katkı maddeleri ile birlikte kandida maya mantarı kılcal damarlara kadar ulaştı ve organlarımıza zarar vermeye başladı.

Kısaca nedenleri:

• Beslenme alışkanlıklarında yapılan hatalar.

• Şekerli besinlerin fazla miktarda tüketilmesi.

• Sezaryen ile yapılan doğumlar.

• Günlük beslenme programında karbonhidratlara ağırlık verme.

• Gereksiz yere kullanılan antibiyotikler.

• Yanlış diyetler, faydalı yağların beslenmeden çıkartılması, laksatif ilaç ve çayların çok kullanılması sonucu bağırsak florasının bozulması.

• Antibiyotik kullanımının artması başta olmak üzere yanlış tedavi yöntemleri bu artışa neden oldu.

Neden olduğu enfeksiyonlar ve belirtileri:

Sıklıkla şeker hastalarının şikâyetlerine benzer şikâyetlere yol açar.

Enfeksiyonunun klasik bir belirtisi alkoliklerde ya da sarılıkta olduğu gibi, karaciğerde bozukluktur. Çünkü mantarlar aynı zamanda alkol de üretir. Bağırsaktaki maya mantarları şekeri alkole dönüştürür. Oluşan alkol, özellikle karaciğer için çok toksiktir

Mantar enfeksiyonu olan birçok kişi eklem ve kas ağrılarından yakınır. Bu şikâyetler muhtemelen mantarların çoğalması sırasındaki metabolizma ürünlerine bağlıdır. Bu durumda uygulanan romatizma tedavisinin yararı olmaz.

Bağırsakta mantar enfeksiyonu olan birçok kişide sürekli olarak burun ve sinüs mukozasında şişme ve tıkanıklık olur. Bağırsak mukozalarında mantarların yaptığı tahriş, diğer mukozalara da (doğrudan mantar enfeksiyonu olmaksızın) yansır.

• GAz/şişkinlik

• Kabızlık ya da ishal

• Kolit

• Makatta kaşıntı ve kızarıklık, hemeroid

• Adrenal/Tiroid yetmezliği

• Mide yaraları

• Ruhsal ve fiziksel yorgunluk görülür.

• Uyuşukluk/tembellik

• Allerjiler

• Uykusuzluk

• Düşük kan şekeri

• Mide yanması

• İntihar eğilimleri

• Bağırsak ağrıları

• Anti-sosyal davranışlar

• Ağız kokusu ve mide ağrısı

• Pamukçuk

• Kuru ağız

• Parmak/ayak tırnağı mantarı

• Akne ya da pul pul dökülen cilt

• Üşüme/ titreme

• Kimyasallara hassasiyet

• Dişlerde pas benzeri tabaka ve dilde beyazımsı bir görüntü

• Açlık hissi ve aşırı derecede tatlı yeme isteği.

• Burun tıkanıklığı ve nefes darlığı

• Kulaklarda iltihaplanma ve kulak çevresinde kaşıntı, çınlama

• Sırt, ense ve omuz ağrısı

• Eklemler ağrıları, eklemde şişmeler

• Ciltte sivilce, akne, kızarıklık, kaşıntı, saç dökülmesi

• Küf benzeri koku

• Şeker ihtiyacını karşılamak için, aşırı derecede yemek yemek ve ayrıca candidanın ürettiği aside bloke etmek için yağ hücrelerinin çoğalması bölgesel yağlanmaya, kilo artışı, obezite

• Gözlerin önünde noktaların uçuşması gibi görme bozuklukları, yaşarma, yanma..

• Şiş gözler

• Hormonal dengesizlik

• Kronik vajina ve mesane iltihabı

• Konsantrasyon bozukluğun ve hafıza zayıflığı

• Alkol içilmese de alkol kokan nefes

• Aşırı yorgunluk , bitkin, tükenmiş hissetmek.

• Depresyon,

• Uyuşukluk, yanma, karıncalanma, hissizlik

• Kas ağrıları, Kas güçsüzlüğü, uyuşma

• Eklemlerde ağrı, şişme, artrit, artroz

• Karın bölgesinde ağrı

• Kabızlık, ishal, rahatsız edici gaz

• Sorunlu vajinal akıntı, vajinal yanma ya da kaşıntı

• Prostatitis

• Iktidarsızlık

• Cinsel arzu kaybı

• Endometriosis

• Kramp ve regl düzensizlikleri, regl öncesi aşırı gerginlik

• Uykulu olma hissi, koordinasyon bozukluğu

• Sık ruh hali değişimleri

• Huysuzluk ya da çok sinirli olmak

• Konsantre olamamak

• Baş ağrısı

• Sersemlik, denge kaybı

• Kulakların üstünde basınç, şişkinlik ya da karıncalanma hissi.

• Kaşıntı ve kızarıklıklar

• Mide ekşimesinden dolayı boğazda yanma

• Sindirimsizlik, geğirme ve bağırsaklarda gaz

• Dışkıda sümüksü madda

• Dışkının çok kuru ve küçük parçalar halinde olması

• Hemoroit

• Ağız kuruluğu, ağızda kızarıklık ya da kabarcık

• İdrar yaparken yanma

• Postnasal akıntı

• Göğüste ağrı ya da
gerginlik

• Nefes darlığı hırıltı

• Öksürük

• Sık ya da acil idrara çıkma ihtiyacı, idrar yaparken yanma

Vücudu nasıl ele geçirir?

Candida maya mantarlarının oksijene gereksinimleri yoktur. Bu bakımdan ideal yerleşim yerleri ince bağırsaklardır. Burada mantarlar her zaman bol miktarlarda bulunan besin içerisinde yüzerler. İlk önce kendileri en önemli besin maddelerini alırlar. Artıkları asalak oldukları kişiye bırakırlar. Yani yaşadıkları vucudu asalak (çürükçül) hale getirirler.

Eğer vücut bağışıklık sistemi güçlü değilse ve bağırsakta beslenmeleri yeterli olmazsa, mantarlar bağırsak duvarının derin tabakalarına kadar iner, kan damarları içine kadar girerler. Böylece dolaşımla tüm vucuda ve her organa yayılırlar. Burada kandaki şeker ile beslenirler.

Mantarların kurnazca uyguladıkları bir yöntem, dış görünüşlerini insan bağışıklık sisteminin yabancı kabul etmeyeceği bir biçime sokabilmeleridir. Böylece bağışıklık sistemi mantarları kendi öz hücreleri sanır ve bunlarla mücadele etmez. Ayrıca candidas maya mantarları mide asidine de dayanıklıdır.

Beyaz şeker ve beyaz unla beslenen mantarlar, oldukça hızlı çoğalırlar. Zaten candida mantarının çoğaldığı ve bğırsak flolasının bozulduğuna dair en net belirti tatlı besinlere karşı bağımlılıktır. Bu mantarların yararı olmadığı gibi, insanları ölüme götürecek özellikleri yoktur. Yaşamlarını sürdükleri ortamı korumak istediklerinden, kişilerin zarar görmesini istemezler. Yavaş bir şekilde geliştiklerinden, genelde çoğalma yapmazlar. Çoğalma gösterdiklerinde ise, vücutta bulunan yararlı bakterilerin azalmasına sebep olurlar. Mantarlar alkol ve çeşitli kimyasal toksinler üretirler. Bu maddeler kana karışarak, temizlenmek üzere karaciğere giderler. Karaciğer bunların temizlik aşamasında daha fazla efor sarf eder. Temizlenmemiş kimyasal maddeler baş ağrısı, kronik yorgunluk, eklem ağrıları gibi farklı şikayetlere neden olurlar. Bağışıklık sistemi zayıflar ve beden alerjik tepkiler vermeye başlar. Bunun sonucunda kişilerde akne, egzama, astım gibi rahatsızlıklar gelişir.

Mantarların üretmiş olduğu toksik maddeler nedeniyle vücudun pH değerini bozar, asidoza sebep olur. Kanın hafif bazik pH=7,40 değerinde % 0,2 bir asitlenme dahi hayati tehlikeye sebep olur. Asit minerallerle asidik baz’a (curuf) dönüştürülerek vücudun zayıf noktalarına depolanır. Depolanan bu curufa önce ölü mikroplar ve hücreler yapışarak büyür ve sonra içerisine canlı mikroplar yerleşir ve toksik madde üreten merkezler oluşur. Sadece mantarlar değil, tatlı, hamurlu (beyaz un mamüleri), şarkuteri (sucuk, salam, sosis), çay, kahve, kola ve katkı maddesi içeren hazır yiyecek ve içecekler ve de fastfood asidoza sebep olur. Bozulan pH dengesini sağlamak için alkali beslenme önerilir. Asitli ortam (asidoz) bağışıklık sisteminin zayıflaması ve mikropların çoğalması ve hastalıkların tedavi edilemez bir hal alması demektir.

Yukarıda sıralanan etmenler nedeniyle barsakta sayıları artan kandida türleri öncelikle şekere, alkole ve unlu mamüllere olan iştahı kamçılıyor. Alınan bu besinler kandida sayısının daha da artmasına neden oluyor ve sonuçta kronik alkol zehirlenmesi oluşuyor. Siroz tehlikesi var.

Asetaldehid; kırmızı kan hücre işlevini bozarak dokulara oksijen taşınmasını azaltıyor, beyinde hücrelerarası ilişkileri sağlayan maddelerin (nörotransmiter) ve oksijen ile birleşerek beyin hücrelerinin etkinliğini azaltıyor.

Bağışıklık sistemini baskılayan ve immünosupresif olarak kullanılan bir madde olan gliotoksin, kandida tarafından salgılanarak vücudun savunma sistemleri zayıflatılıyor.

Kandida, barsak geçirgenliğini arttırarak (Leaky Gut Syndrome) allerjen özelliği olan büyük maddelerin vücuda girmesini sağlıyor ve allerjik reaksiyonların gelişmesine neden oluyor.

Faydalı bakteriler, enerji kaynağı olan kısa zincirli yağ asitleriyle B ve K vitaminlerinin oluşumunu sağlarlar. Ayrıca, bağışıklık sistemini güçlendirir, pH dengesini sağlar, zararlı bakterilerden korur, ilaç, hormon ve kanser nedeni olan maddelerin zararlarını önlerler.

Faydalı bakterilerin azalmasıyla hastalık
gelişim süreci daha da hızlanır.

Barsak kandida oranının artması ve faydalı bakterilerin azalması sonucu gelişen yakınmalar, 50’ye yakın madde halinde sıralanabilir. Kısaca; beyin çalışma özelliklerini bozarak baş ağrısı, baş dönmesi, dengesizlik, başta hissedilen ses, uyku bozuklukları, yorgunluk hali, unutkanlık, depresyon, mizaç değişiklikleri, görme sorunları; mide-barsak sistemini bozarak İBS( spastik kolon, kolit), distansiyon(karında şişlik), kabızlık vb.; kokulara karşı hassasiyet, geçmeyen prostat ve vajinal iltihaplar, tekrarlayan sistit ve böbrek enfeksiyonları, kronik sinüzit, geniz akıntısı, egzema, kas ve eklem ağrıları, astım benzeri yakınmalar ve de özellikle her türlü allerjik yakınmalar.

Bilindiği gibi kaşıntı, kurdeşen, polen, ve besin alerjisi, akne, sedef, ekzema vb. deri hastalıkları, nefes darlığı, astım, faranjit, behçet, romatizma, ankilozan spondilit, saçkıran, kabızlık, ishal, kolit vb. mide bağırsak rahatszılıklarının ana sebebi mantarlardır. Hatta kanserin sebebinin de mantarlar olduğunu onkolog Dr. Simoncini ispatlamış ve yıllardır tedavi edilemeyen kanser hastalarını 3-4 günde tedavi etmiş ve 100 yıldır kanser üzerine yazılıp çizilenlerin mesnetsiz olduğunu belgelemiştir.Peki mantarlar bu kadar çok hastalığa sebep oluyorda neden teşhis ve tedavi edilemiyor, çünkü tahlillerde mantar görünmüyor. Doktorlar da herhangi bir bakteri, virüs veya mantar yok o halde sizin rahatsızlığınız tamamen piskolojik nedenlerden kaynaklanıyor, bunun sebebi ailevi, stres, depresyon vs diyebiliyorlar. Bu sebeple antidepresan kullanan pek çok insan var.

Bağırsak mantarı tedavisi nasıl yapılır?

Unutmayın ki kandidadan kurtulmak zaman alan bir süreçtir. Bu süreçte beslenme kurallarına uymanız ve sabırlı olmanız gerekir. Hücrelerinize kadar yerleşmiş ve yaşam formunu oluşturmuş kandidadan bir ilaçla iki günde kurtulmak mümkün değildir. Önce bozulmuş olan bağırsak florasını, kan Ph değerini düzeltmeniz, faydalı bakterileri çoğaltmanız, toksinlerden kurtulmanız , zarar görmüş bağırsak çeperini onarmanız ve candida oranını kontrol altına almanız gerekir. Kandidanın artıklarıyla beslenen ve verdiği zararlarla yaşayan vucudunuzu sağlıklı hale getirmeniz ve bunu devam ettirebiliyor olmanız gerekir.

Klinik uygulamalarda sıklıkla tedavilerden fayda görmemiş, geçmeyen mide-bağırsak yakınması olan; uzun süreli yorgunluk, halsizlik, isteksizlik yakınmaları olan; diyabet (şeker) hastalığı, hipertansiyonu olan; yaygın vücut ve eklem ağrıları, baş ağrıları ve baş dönmesi olan kişilerde azımsanmayacak oranda kandida enfeksiyonu olduğu görülmektedir.

Uzun süreli ve geçmeyen yakınmalarda mutlaka düşünülmesi gereken bir hastalık olan kandida enfeksiyonuna yakalanan kişiler, gereksiz yere kullandıkları hormon ilaçları, antibiyotikler, mide ve bağırsak ilaçlarıyla enfeksiyonun daha da güçlenmesine neden oluyorlar. Ayrıca şekerli ve unlu besin maddeleriyle oluşturulmuş, yağdan kısıtlı diyetler; kandida türünün üremesine kolaylık sağlayan beslenme biçimlerini oluşturuyor.

Kandida, az sayıda normal bağırsak florasında bulunması nedeniyle tanısını kesin olarak koymak zor oluyor. Bu nedenle klinik uygulamalarda tanısını koyamayan hekimler, kandida enfeksiyonunu gözardı etmek zorunda kalıyorlar. Kandida’nın ürettiği şeker alkolu olan arabinitol(arabinoz) kan ve idrarda saptanabilir. Ancak rutin laboratuvar hizmetlerinde arabinoz çalışılmıyor.

Tanısı kesin konulamasa da tükrük testiyle kandida enfeksiyonu bir ölçüde saptanabilir. Bunun için sabah aç karnına, bir bardak içme suyuna tükürülerek basitçe test uygulanabilir. Normalde su yüzeyinde hava kabarcıkları dışında bir görüntünün oluşmaması gerekir. Suda bulanıklık, bulutsu görünüm, su dibinde çöküntü görülmesi; testin pozitif olduğunun işaretleridir.

Sayılan yakınmaları yıllarca yaşayan, tetkiklerden ve tedavilerden sonuç alamayan hastalar alternatif yollar denemekte, kimi zaman denk gelen mantar tedavisinden ve doğal yöntemlerden kısa ya da uzun süreli fayda görmektedirler.

Kandida tedavisinde ilk hedef, beslenme tarzını değiştirmek olmalıdır. Rafine ya da
sofra şekeri içeren besinleri kesmeyen, unlu besinlere hayır diyemeyen, alkolu ve yağsız beslenme biçimini bırakamayan kişilerin tedavisi olası görünmemektedir.

Son yıllarda yaratılan kolesterol düşmanlığı sonucunda uygulanan yağdan kısıtlı diyetlerin barsakta kandida nüfusunu arttırdığı açıktır. Asıl sorun doğal beslenmemektir. Yağlar doğaldır ve kandidanın baş düşmanıdır. Vücudun temel yapı taşları olan yağların alınımının azaltılması, doğal ve gerçekçi olmayan bir yöntemdir. Önceki yazılarımda da sıklıkla kaynak gösterdiğim bir yayında, son 10 yıl içinde şeker ve unlu mamüllerin diyetten çıkartılması ve yağ oranlarının arttırılmasıyla ilgili yapılan yayınların gözden geçirildiği makalede; beyin, kalp ve diğer hastalıklarda belirgin düzelmenin olduğu saptanmıştı. Bu makalenin yorum bölümünde şu sözcüklere yer veriliyor; Hayretle farketmekteyiz ki yüksek yağlı yiyeceklerin insanları şişmanlattığı ve kolesterol düzeylerini arttırdığı doğru değildir.

Kısaca, öncelikle doğal beslenme yöntemi uygulanmalı, bu amaçla meyveler dışında her türlü şekerli gıdalar ve unlu mamüller diyetten çıkartılmalı; et, yağ, sebze ve meyvelerle birlikte doğal olan kuruyemiş, kurumeyveler yenilmelidir. Süt diyetten çıkartılmalı, süt ürünleri kullanımı kısıtlanmalıdır.

Doğum kontrol hapları, mide koruyucu ilaçlar, antibiyotikler, kolesterol düşürücü ilaçlar, tıbbi zorunluluk durumları dışında ve uzun süreli kullanılmamalıdır.

Bağırsak hareketliliğinin arttırılması amacıyla düzenli, günlük yürüyüş yapılmalıdır.

Uygun beslenme ile önce kandidanın çoğalması önlenilmeli ve ardından bir doktora danışılarak mantar tedavisi için önerilen mantar ilacı kullanılmalıdır (kendi başınıza almayın).

Normal bağırsak florasını geri yerine koymak amacıyla probiyotik içeren ilaçlar kullanılmalıdır.

Haftada bir kez tükrük testi tekrarıyla enfeksiyon durumu takip edilebilir.

Beslenme kurallarına dikkat etmek, bol su içmek, ilaç ve besin takviyelerinin draje formatında alınması, bitkisel formüller ve yaşam şeklini tedaviye gore şekillendirmek, detoks ile arınma.. Bunların hepsine dikkat etmek kandida mantarından kurtulmanızı ve süresini etkileyecektir.

Öncelikle kendinize bir kandida diyeti hazırlayın. Bu diyette yiyebileceğiniz besinleri listeleyin. Asla yememeniz gerekenler listesi de yapın. Açlık ve şeker krizlerini bastıracak alternatif çözümler bulun (tarçın serpilmiş yogurt, kefir, şekersiz prebiyotik tozlar, ürünler, bitkisel çaylar vs)

Alkali beslenmeye ve kanın Ph’sını dengede tutmaya özen gösterin. Tedavi süresince şeker ihtiva eden her şey ve beyaz un kesinlikle çıkartılmalıdır.

Kontrolsüz olarak ilaç kullanımından kaçınmak gerekir. Özellikle antibiyotikler, hormon ilaçları ve kortizon ilaçlarının kullanımına dikkat etmek gerekir.

Bağırsaklardaki mantarları besleyecek mayalı ve şekerli ürünleri kullanmamak gerekir. Şekerli ürünler sadece baklava, çikolata, dondurma değildir; kavun, karpuz, üzüm ve tüm kuru meyveler de tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.

Alkol ve sigara kullanmaktan sakınmak gerekir.

Üzerinde küf barındırabilecek olan kuru yemişler, eski peynirler tüketilmemelidir.

Bağırsak florasının dengesini sağlamak için, yoğurt, kefir prebiyotikler tüketilmelidir.

Vücuttaki toksinlerden kurtulmak için, bol miktarda su içilmelidir.

Asitli gıdalardan sakınmak, peynir ve et tüketimini azaltmak ve şarküteri tüketmemek gerekir. Bağırsak florasını düzenlemeye faydası olan sakatat tüketimine yer verin. Tabi yediğiniz etlerinde candida mantarı etkisinde olmaması gerekir. Hayvanların doğal ortamda yetişmiş olması, antibiyotikler verilmemiş olması gerekir. Bu açıdan keçi eti ve ürünleri tavsiye edilir. Tavuk yerine balık özellikle somon (ızgara, buharda, çorbası yapılarak) tüketilmelidir.

Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir. Yatmadan 2-3 saat öncesine kadar bir şey yemeyin, bitki çayları içebilirsiniz.

Fermente gıdaları bol miktarda tüket: Kefir (günde 1-2 bardak) ve prebiyotikler faydalı bakterilerin kağnağıdır. Boza,
şalgam, meyankökü, şalgam, evde yapılan turşular (özellikle lahana turşusu;lahana turşusu ve suyunda bulunan bir maddenin kanseri önlediği konusunda çalışmalar var.)

Sarmısak, soğan, taze kekik, tarhutotu, fesleğen, çörekotu, çemen, toz zencefil bağırsak florasını düzenleyen bitkilerdir.

Kaşar peyniri, Hollanda peyniri, ev yapımı peynirler ve beklemiş peynirlerden bir sure uzak durun. Süt ve süt ürünlerini minimum indirin, hatta tüketmeyin.

Her öğünde bol miktarda yeşil sebzeler ve otları çiğ veye pişmiş (bakteriyel flora, proteinlerin hazmı ve bağırsak kimyasının düzenlenmesi, ayrıca bitkisel besin yoğunluğunu arttırmak için) yiyin.

Kekik, ekinezya, mate, taheebo çaylarından gün boyu istediğiniz kadar için.

Alkali beslenme ve candida diyetleri hakkında bilgi edinin. Bağırsak florası ne kadar asitli olursa o kadar mantar ve zararlı bakteriler artar.

Beslenmede iyi yağları arttır: zeytinyağı, tereyağı, ve özellikle Hindistan cevizi yağı (günde bir çorba kaşığı) ve avakado tüketin.

Ayrıca kan şekerini dengelemek ve insülin metabolizmasını dengeleyerek hormonal ve bağışıklık sistemlerine desteği arttırmak için öğün aralarında ve geceleri atıştırmayı kesin ve ara öğünleri minimize edin.

Tedavi sırasında kandida yok olurken bazı semptomlarla karşılaşılabilir. Maya organizması candida içlerinde zehir (toksin) taşır. Yok olurlarken zarları yırtılır ve toksinler sisteme yayılır. Bu aşamada kendinizi iyi hissetmezsiniz. Bu toksinler bağışıklık sisteminizi daha da zayıflatabilir; enfeksiyon, allerji, kronik hastalıklar ve aşırı yorgun olma hissi ortaya çıkar. Bunlar aslında iyileşme krizleridir. Sakın vazgeçmeyin!

Bu sırada bağışıklığınızı destekleyecek doğal takviyelere devam edin.

Kandida mantarının ölümünü takiben bu toksinleri atmak için detoks yapılmalıdır. Karaciğer, böbrek ve bağırsakların temizlenmesine yardım edecek vitamin ve mineral kombinasyonlarının bitkilerle birlikte kullanıldığı bir program uygun olur. Temizlik ve detaks işleminin ardından vucuda faydalı bakterileri yenilemek gerekir.

Bağışıklığı arttıran multi-vitaminler ve germanium minerali ile omega3 kullanılmalıdır. Antioksidan, beta karoten, B vitamin olan biotin iyi gelir. Kandidanın bağırsakta yarattığı hasarı gidermek gerekir. Besinler iyi absorbe edilemez. Bu yüzden manganez, çinko, potasyum, selenium, silis, bor, molibden, bakır mineralleri diyete eklenmelidir.

KANDİDE DİYETİ İÇİN ALIŞVERİŞ LİSTESİ

ET

• Sığır

• Keçi eti

• Sakatat

KANATLI

• Tavuk organik

• Kaz

• Hindi

• Devekuşu

• Ördek

• Bıldırcın

• Sülün

BALIK VE DENİZ ÜRÜNLERİ

• Hamsi

• Kabuklu deniz ürünleri

• Sockeye Somon

HUBUBAT

• Amaranth

• Karabuğday

• Darı

• Yulaf Kepeği

• Kinoa

• Kahverengi pirinç

ÇEKİRDEK VE KURUYEMİŞ

• Badem

• Kestane

• Keten Tohumu

• Fındık

• Macadamia fındığı

• Çam Kuruyemiş

• Kabak Çekirdeği

• Ayçekirdeği

• Ceviz

SEBZELER

• Enginar

• Kuşkonmaz

• Avokado

• Brokoli

• Brüksel Lahanası

• Lahana

• Havuç

• Karnabahar

• Kereviz

• Pazı

• Hindiba

• Taze soğan

• Karalahana

• Salatalık

• Patlıcan

• Hindiba

• Sarımsak

• Yeşil Soğan

• Kale

• Kim Chi (mayalanmış kırmızıbiber ve sebzelerden özellikle çin lahanasından yapılan, geleneksel bir Kore yemeği )

• Pırasa

• Marul

• Bamya

• Zeytin

• Soğan

• Turp

• Rutabaga (bir tür şalgam)

• Lahana turşusu

• Yosun

• Kar Bezelyesi

• Ispanak

• Pazı

• Tomatillos (yeşil meksika domatesi)

• Domates

• Şalgam Yeşiller

• Şalgam

• Taze zencefil

• Kabak

• Kohlrabi

• Dereotu

CANLI KÜLTÜRLER

• Yoğurt (ev yapımı ya da organic, sade, şekersiz)

• Probiyotikler

• Kefir

SÜT

• Yumurta

• Badem Sütü (tatlandırılmamış)

• Coconut Milk (tatlandırılmamış)

• Hindistan cevizi Krem

YAĞLAR

• Tereyağ

• Zeytinyağ sızma



MEYVE

• Kayısı

• Böğürtlen

• Kızılcık

• Kivi

• Limon

• Yeşil limon

• Kavun

• Şeftali

• Erikler

• Çilek

BAHARATLAR

• Tarçın


Karanfil

• Kekik

• Toz zencefil

• Çörekotu

• Zerdeçal

• Kimyon

• Tarhun

• Kişniş

• Rezene

ÇAYLAR

• Ekinezya

• Mate

• Isırganotu

• Dereotu

• Rezene

ASLA ALMAYIN YEMEYİN

• Şekerler

• Ayçiçeği ve mısırözü yağları

• Bal / Şurup

• Çikolata

• Meyveler

• İşlenmiş Gıda

• Deniz

• Sirke

• Maya

• Peynir

• Süt

• Krema

• Alkol

• Kafein

• Baklagiller

• Fasulye

• Fıstık

• Kaju

• Soya

• Mantarlar

• Salata sosları

• Ketçap

• Hardal

• Mayonez

• Buğday

• Çavdar

• Arpa

• Yulaf

• Kılçıksız buğday

• Mısır

• Patates

• Havuç

• Pancar

• Bezelye

• Kabak

• Karpuz

• Üzüm

• Kavun

• Kahve, siyah çay (çok içilirse faydalı bakterileri öldürüyor)

• Mayalar

• Mayalı yiyecek ve içecekler

• Mantarlar

• Glutenli yiyecekler

 

kaynak: Esin Bozdoğangil

Yorumlar

  • Ben böyle yazıları okudukça üzülüyorum aslında, helede bilimle uğraşan insanların, TARİH ve KÜLTÜR okumamasını ise KINIYORUM, insanlık bugünlere acaba nasıl geldiler? Birazcık düşünmek kafidir!
    Tarım kültürü denen bir şey var, insanların temel besin kaynağı var, bunu çöpe atın demek ne demek oluyor bilemedim.

    Acaba şunu mu demek istiyorlar, insanlık bu günlere tarım kültürü ile geldiler, ama yanlış geldiler, siz onların yaptığı yanlışı yapmayın (!)
    Biz size mikropsuz, bakterisiz, mantarsız bir yaşam vaat ediyoruz, haydin bize katılın!

    Bu hayal yahu...
    Temel besin kaynaklarını çöpe atın, doğrusu bu ; hayal, hemde ham-hayal.

    Koreden, Çinden vs. den gelenleri çöpe atın denmiyorda, bu topraklarda çıkan yetişen ürünleri çöpe atın, kadim beslenme biçimini çöpe atın deniyor ki, çok ilginç gerçekten.
    Bu şimdi tedavi midir? yoksa doğru beslenme midir? nedir, ben anlamadı.

    Tamam dünya global oldu, paranın alım gücünün sınırı yok, her şeyi getirtebiliyoruz ama bu işler bu kadar da kolay olmasa gerek.

    Helede bu mantar hakkında böyle deyip,
    Mantarların kurnazca uyguladıkları bir yöntem, dış görünüşlerini insan bağışıklık sisteminin yabancı kabul etmeyeceği bir biçime sokabilmeleridir. Böylece bağışıklık sistemi mantarları kendi öz hücreleri sanır ve bunlarla mücadele etmez. Ayrıca candidas maya mantarları mide asidine de dayanıklıdır.
    Sonrada onu kandırma adına undan, şekerden vaz geçmekle onun alt olacağını iddia etmek, gerçekçi bir yaklaşım olmaz, buda hayal olur.
    Diğer yandan bunlarda yaşam mücadelesi veriyorlar sonuçta, vereceklerdir de, yaşam sadece bize ait bir şey değil, hatta bu konularda bizden milyonlarca hatta milyarlarca daha fazla deneyimede sahip olduklarını da unutmayalım.

    Onları yok edeceğiz diye, temel besin kaynağını kesmek, Nasrettin hocanın bindiği dalı kesmesi gibi bir şeydir.
    Bir gün undan ve şekerden özür dilenirse, (yumurta ve tereyağından dilendiği gibi) o gün öyle bir kahkaha atacağım ki bunu şimdiden içimde biriktiriyorum bilesiniz. :silly:

     

    Yazı uzayacak ama şunuda ilave etmeliyim.

    Çocuktum dedemden bir kaç kere birilerine şu hikayeyi anlatırken dinlemiştim.

    "Gün gelecek köyler yavaş yavaş boşalıp, insanlar şehirlere akın edecekler, şehirler dolup taşacak, köyler boşalacak...

    Sonra yavaş yavaş insanlar şehirleri boşaltacak, köylere akın edecekler, şehirler boşalacak" derdi.

    Bu ta gençliğinde kuru hafız diye bir hocadan dinlemiş, çok derin bir hoca derdi, artık nereden biliyorsa bilemem ama dedem cahildi okuma yazma yoktu, sadece inançlı biriydi diyebilirim.

     

    Diyeceğim o ki olayı hakikaten bu raddeye getiriyorlar, "korku, korku, korku" Şehirlerin ana teması bu, içtiğin sudan yediğin yemeğe kadar herşeyiyle korkutuyorlar, terör, ekonomi, siyaset, vırt zırtlarda cabası... hal böyle böyle olunca, şehirlerin boşalması hiçte mantıksız değil. Nasıl ki dün bugün köyler boşalıyorsa... gelecekte de tersi niye olmasın.

    Neyse bugüne bakalım biz, şehirler her türlü temaşa ve şaşasıyla insanları büyülemeye devam ediyor, bu büyülenmede insanlara iyi geliyor olacak ki, bu tipte yazılar, söylemler her yerde karşımıza çıkıyor, çıkmayada devam edecektir... ta ki büyü bitene kadar sürecektir bu.

    Flaş.. flaş.. flaş.. Ekmek kilo yapıyor, şeker kanser yapıyor, tuz yara yapıyor, su gaz yapıyor... Ana haber bültenlerimizin şok eden başlıkları bunlar... Şehirler bu... Her köşesinde korku kol geziyor!...

     

    Kaş değil, göz lazım.

    Ateş değil, köz lazım.

    Daha ne diyem ki.

    Özet değil, (t)öz lazım.

     

    Daha çok şey lazım, ama uymakta lazım, :)) çokta yazmışım kusura kalmayın, "Bilimsel bakışa, geleneksel yaklaşımlar" oldu idare edin biraz :))

    Sevgiler
  • M.SelimM.Selim Yükleniyor... 326
    mono abi yazıyı eklediğin için teşekür ederim :)

    Abi yenilebilecek şeylere baktığında aslında ilginç şeyler yok. Hatta klasik besinimiz olan etler ve yağlar serbest. Beni konuyu okuyup burada paşlaşmaya çeken aslında mantar olayı. Ben mantara bayılırım, her çeşidine. Yıllar önce doktorum da bana bir gün çok fazla mantar tüketme dedi. Ortada mantar muhabbeti de yoktu, doktor bir kaç şey sıraladı, bol bol ananas tüket, greyfurtu çok tüketme vb konuşurken mantarı olabildiğince az tüket dedi. Sebebini gerçekten hatırlamıyorum. Yazıyı görünce o aklıma geldi, mantıklı da geldi ancak ne kadar uygulanabilir bu bilinmez.

    A.S. la alakalı araştırma yaparken hastalığımın ilk yıllarında, hastalığın bağırsaktan kaynaklı olduğuna dair deliller olduğunu okumuştum. Göya bağırsak florasında bulunan yararlı bakterilerden biri mutasyona uğrayarak aşırı ürüyormuş, bağırsak duvarından sızıp vücuda yayılıyormuş. Bağırsağa en yakın yerlerden biri de kalça eklemi. Ayrıca nedense A.S. , R.A. gibi romatizmal hastalığı olanlarda bağırsakla alakalı küçük-büyük sorunlar oluyor. Benim küçüklüğümden beri bağırsaklarım tembeldi. Hani afedersiniz tuvalete gitmesem aklıma gelmezdi o derece. Hep bir kabızlık durumu vardı. Allaha şükür şuan sıkıntım yok gaz haricinde. Ancak sindirimle alakalı çok şikayeti olan var. İlaç kullanırken sindirim sistemi bozulanları ayrı tutuyorum. Bu yazının mantıklı gelmesinin diğer nedenlerinden biri de bu bağırsak florası mevzusu yani.

    Hastalığımızın adının geçmesi de beni çekti aslında. Biliyorsunuz genelde bu tip makalelerde R.A. hastalığını daha çok duyarız. A.S.'ın içinde olduğu bu tarz yazıları mantıklı-mantıksız, iyi-kötü ayrımı yapmadan okumadan geçmiyorum.

    Velhasıl kelam; biz tembeliz abi para verseler yapamayız böyle diyeti. Uğraşmaya üşeniriz, şahsen ben önüme biri getirmedikçe böyle bir diyet yapamam   :))
    (2) mono emos
  • Dediğim gibi ben böyle yazıları görünce üzlüyorum, BİLİM denilen şey geçmişi yok saymamalı, onu küçümsememeli ama ısrarla yapılanda bu maalesef.
    İnsan kendi tezini doğru göstermek için, geçmişi yok sayması doğru bir şey değil.

    Ara ara söylüyorum bunu, az yeyin deseler anlaşılır, öz yeyin deseler anlaşılır, kararında yeyin deseler anlaşılır, hatta bir süre ara verin deseler o da anlaşılır, ama hiç yemeyin diyorlar yahu, dedikleri şeylerde temel besin kalemleri. İnsanları bugünlere getiren şeyler.

    Mantar sevgini anlayabiliyorum, bende aşırı olmasada severim, helede geçen sene bizede köyden küçük bir bidon gelmişti, ebişek mantarı diyorlar çok güzeldi gerçekten. Mantarda zaten kadim beslenme çeşitinde yeri olan bir şey, ayrıca uzun süre saklanabiliyorda, köylüler binlerce yıllık bir birikimin sonucunda zehirli zehirsiz diyede ayırabiliyorlar, zamanı geldiğinde doğadan toplanması, yenmesinden doğal ne olabilir ki.

    Özetle Dr. un az tüket demesi sonuçta mantıklı bir şey, ata sözünde geçtiği gibi azı karar çoğu zarar. :))

    Hastalığımızın adının geçmeside, kolay malzeme olmasından başka bir şey değil bence, burada @sevgi 'nin dediği gibi, AS ın daha nereden geldiğini bilmiyorlar ki, o yüzden AS yi kolay lokma bellememeliler ama demek ki kolay lokmayız anlaşılan.
    Velhasıl kelam; biz tembeliz abi para verseler yapamayız böyle diyeti. Uğraşmaya üşeniriz, şahsen ben önüme biri getirmedikçe böyle bir diyet yapamam :))
    Ben önüme gelsede yapmam :))

    Aslında bunun tembellikle alakasıda yok tabi, dedikleri şeyin mantığı yok, güya tedavi edeceğiz geçmişi yok saymak, başka bir hastalık alameti nihayetinde.

    Akif 'in dediği gibi "Yeni gelenin keyfi için, geçmişime sövemem" diyenlerdenim bende :saygı:
    (1) emos
  • Son günlerin modası bu CANDIDA mereti anlaşılan :) Her yerde bu yazının kopyaları dolanıyor. Bir süre elden ele gider sanırım . Lakin yazı bana sallamasyon gibi geldi biraz. Hemen her derdin kaynağı candidaya bağlanmış. Araya Almanyada yapılıyor falan gibi şeyler de eklenince pek güzelleşiyo :) Neyin yeneceği, neyin yenmeyeceği de çelişkilerle dolu. Süt ürünleri asla yemeyin demiş, Tereyağı ve yoğurt yiyelim demiş. Asla meyve yemeyin demiş bir yandan hangi meyvelerin yiyeceği yazılmış. Kabak yenilecek denmiş, aynı zamanda "kabak" asla yenilmeyecekler listesinde. Listeler uzun olduğu için dikkatlerden kaçması olası tabi...

    Şahsi kanaatim özensiz safsatalardan ibaret bir yazı :)

     
  • Arkadaşlar diyetle ilgili konulara çok kızıyorsunuz.Diyet yapanları üzüyorsunuz :(   6 .ayımı yukardaki listenin daha katısını yaparak bitirdim.Belki de bir işe yarar. Hem gönüllü bir denek olarak arşivinizde bulunurum :) . Candidanın her hastalığın baş aktörüymüş gibi gösterilmesi bana da mantıksız geliyor.Ama  aşağıda yazacağım duruma diyetin etkisi olamaz mı sizce.
    "Anormal, hasarlı ve geçirgen bağırsak florası ​nedeniyle, iyi sindirilemeyen besinler; bağırsak duvarından kana geçer. Bu durum bağışıklık sisteminin aşırı derecede çalışmasına ve kana geçen sindirimi tamamlanmayan besinlere karşı da antikor üretmesine sebep olur.
    Bağışıklık sisteminin aşırı derecede çalışması sonucu üretilen bu antikorlar; kendi vücut dokularına saldırmaya başlar ve yok etmeye çalışır. Bu durum bağışık­lık sistemini zayıflatır ve Otoimmün Sistem Hastalıklarına neden olur.
    Bağışıklık sisteminin eklemlere saldırması; Romatoid Artrit (RA) adı verilen, enflamatuvar bir otoimmün bozukluk olarak tanımlanan hastalığa neden olur. Engelleyici ve ağrılı bir iltihabi durumdur, ağrı ve eklem aşınması sebebiyle önemli oranda hareket kaybına yol açabilir. Eklemlerin iç yüzünü döşeyen dokunun iltihabı ile başlar ve kıkırdak, kemik, tendon ve bağlarda harabiyet yapabilir. Diyet tedavisi; hastalığa kaynaklık eden ve bağışıklık sisteminin aşırı derecede aktive olmasına sebep olan bağırsak flora anormalliğini ve bağırsak duvarı hasarını ortadan kaldıracağı için, onarım mekanizmaları harekete geçerek eklem dokuları iyileşmeye başlayacaktır."
    Mono geçmişin yok sayılması ,yaşayan tarihimiz konularında aynı düşünüyoruz.Ama bizler geçmişten farklı olarak antibiyotik vb ilaçlara, işlenmiş gıdalara,sanayileşmeden kaynaklı kirlenmiş havaya,suya ve toprağa (besinlere) maruz kaldık.Eskilerle aynı olma hakkımızı kaybettik.Bu diyeti ben vücudu fabrika ayarlarına geri döndürme gibi algılıyorum. Olurda söyledikleri gerçekten doğru çıkarsa diye denemeye değer bir diyet.Aylardır ağrı kesici içmedim.Bu benim için inanılmaz bir durum.Zaman gerekiyor ya sizin dediğiniz gibi olacak yada farklı bir şeyler.İnşallah sonu hüsranla bitmez.
    (1) Jasmin8
  • @sule dedi...
    Arkadaşlar diyetle ilgili konulara çok kızıyorsunuz.Diyet yapanları üzüyorsunuz :(
    Öncelikle üzülmenize yol açacak yazılarım için özür dilerim ama baştan söylemeliyim ki ben Diyetin veya diyetlerin tamamına karşı değilim.
    Karşı olduğum bazı "temel besinlerin" insan hayatından tamamen çıkarılması söylemlerine karşıyım.
    Diyet tabiki yapılacaktır, duruma göre yapılması da gerekir ama un, şeker gibi besinlerin de zehir olduğu anlamına gelmez, bu yanlış olur.
    Sanırım ne demek istediğimi, niye bu kadar tepki verdiğimi özetlemiş oldum.
    @sule dedi...
    Mono geçmişin yok sayılması ,yaşayan tarihimiz konularında aynı düşünüyoruz.Ama bizler geçmişten farklı olarak antibiyotik vb ilaçlara, işlenmiş gıdalara,sanayileşmeden kaynaklı kirlenmiş havaya,suya ve toprağa (besinlere) maruz kaldık. Eskilerle aynı olma hakkımızı kaybettik.
    O kadarda kötü değil aslında, teknoloji bizlere ömrün uzaması gibi geçmişte ki insanların asla ulaşamayacağı rakamları da verdi.
    Bugün insanlar geçmişteki insanlardan ortalama olarak daha uzun ömür yaşıyorlar. Ayrıca daha çokta ürüyorlar, her ne kadar kabul görmesede, yiyecek anlamında da Dünya daha bereketli bir yer. Bu yiyecek bolluğu + uzun ömür de olduğu sürece dünya nüfusu hızlada katlanacaktır.
    Hayatın dinamiği bu şekilde işliyor, bu hayvanlar aleminde de böyle, yiyecek bolsa nüfus patlama yapar, değilse stabil ilerler, ya da biter.

    Aslında bilgi anlamında da geçmişten daha ileri bir durumdayız ama bütün bunlar beraberinde, şükürsüzlük, bilgi kirliliği, kişiselleşme, bunalımlar gibi toplumsal hastalıklar getirdi ki bu konularda haklısınız, eskiler bu konularda bizden fersah fersah daha ileriydiler. Tabi yiyeceğe ulaşmak ve hayatta kalmak geçmişteki insanlar için büyük problemdi, onların yaşam mücadelelerine büyük saygı duyuyorum.

    Doğru şeyler yapmışlar ki bugünleri görebilmişiz. :saygı:
    @sule dedi...
    Bu diyeti ben vücudu fabrika ayarlarına geri döndürme gibi algılıyorum. Olurda söyledikleri gerçekten doğru çıkarsa diye denemeye değer bir diyet. Aylardır ağrı kesici içmedim. Bu benim için inanılmaz bir durum.Zaman gerekiyor ya sizin dediğiniz gibi olacak yada farklı bir şeyler.İnşallah sonu hüsranla bitmez.
    Dediğim gibi diyetlere değilde, içeriklerinde ki bazı mantık hatalarına karşıyım, yoksa bu mücadeleniz illaki onada saygı duyuyorum.  :saygı:
  • Üzülme kısmı latifeydi mono. Yaptığım diyette temel besinleri eksik tutmak benide rahatsız ediyor.kendimce vitamin haplariyla önlem alıyorum.inşallah işe yararda ilgilenen arkadaşlarıma bir umut olur.
    (1) mono
  • @sule dedi...
    Üzülme kısmı latifeydi mono.
    Böyle olmasına sevindim, içim rahatladı, teşekkürler. :)
  • M.SelimM.Selim Yükleniyor... 326
    Hunza Türkleri

     

    Bu linkteki haberi çok önceleri okumuştum. Konuda tartışılanları okurken aklıma geldi paylaşmak istedim. Bizleri bu tarz hastalıklara sürükleyen aşırı sanayileşen tarım ürünleri olabilir mi sorunu birkez daha sordurttu bana ? Şimdi burdan değişik mesajlar vermeye çalışmayacağım tabikide :) ancak düşününce bir döngü içinde yıllardır aşırı hormonlanmış, düzeniyle oynanmış, neredeyse orjinalliğini tamamen kaybetmiş sebze, meyve, et, süt vb şeyleri tüketiyoruz. Bu döngü en az 60 yıldır var. Hal böyle olunca da nesilden nesile bu ürünler tüketildikçe de insanların  genleride bozulmuyor mu? Beyin fırtınası yapıyorum kendimce :) Neredeydi unuttum; artık nasıl oynanmışsa geniyle, domatesi ortadan bölüyorlar ortasındaki sert kısım bildiğin çilek. işin garip tarafı domatesi yiyiyorsun aynı domates ancak o çilek olan kısma geldiğinde tadı çilek gibi. domatesin kendisi bu denli bozulmuşken, yıllardır bunu yiyen bizlerin de bozulması normaldir bence :)
  • sule yazmış: Arkadaşlar diyetle ilgili konulara çok kızıyorsunuz. Diyet yapanları üzüyorsunuz

     Burada açtığım başlık yüzünden ben de üstüme alındım. Ben de üzüldüm. Oysa konuya açıklık getirdiğimi sanmıştım.

    Örneğin;
    Mustafa Selim yazmış; Bizleri bu tarz hastalıklara sürükleyen aşırı sanayileşen tarım ürünleri olabilir mi?
    Soru yerinde. Ancak cevabı bulması zor. Çünkü tıp tarihi başka bir şey söylüyor:
    Romatizmal hastalıklar insanlığın tarihi ile birlikte değerlendirilmişlerdir. Kazılarda rastlanan kemiklerin yapısı ve şekillerindeki deformiteler bunu destekler niteliktedir. Milattan önce 5. yüzyılda Hippocrates ‘‘Rheuma’’ deyimini kullanmıştır. Hippocrates’e göre insan vücudunda bulunan sıvılar birbirleri ile dengeli olmalı ve hücreler arasında gerekli iletişimi sağlamalıdır. Bildirdiği dört vücut sıvısından biri olan “Rheuma” beyinden gelip eklemlere yayılmaktadır. Mısırdaki mumyalarda da intervertebral kireçlenmeler, chondro calsinoz ve gut benzeri durumlar saptanmıştır. Yine arkeolojik kazılardan elde edilen verilerle romatoid artrit ve osteoartrit düşündüren bulgular bildirilmiştir. İbni-Sina, hastalarda eklem ağrıları ve gut atakları tarif etmiştir. Asclepiades’te eklemlerde şişlik ve ağrı bulunan hastaları diyet, banyo ve yürüyüşle tedavi ettiğini bildirmiştir. Eski yunancadan gelen Arthron=eklem kelimesi ile itis=iltihap kelimelerinin birleşmesi ile “arthritis” deyimi kullanılmaya başlanmıştır. Romatizmal hastalıklardaki gelişmeler özellikle 18. yüzyılda ilerlemeye başlamış ve hızla gelişmiştir. Değişik romatizmal hastalıklar birer birer tanımlanmıştır. Ancak bazılarında bugün dahi kesin tanıya gidilememektedir.
    Milattan önce 5. YY'dan söz ediyoruz. Eee hani taş devri diyeti yapacaktık? Eskiler ne yiyorsa onu yiyecektik?
    Amerika’da yapılan çeşitli araştırmalarda romatizmal hastalıkların görülme oranı %3-10 arasında değişmektedir. Dünyadaki genel görülme oranları %1-3 olarak kabul edilmektedir. Bu oranlar ile ilgili ülkeler arasında büyük farklılıklar gözlenmektedir. Türkiye İstatistik Enstitütüsü’nün bir çalışmasında %17 olarak bildirilmiştir.
    Avrupa ve Amerikalı tamamen fast foodla besleniyor ama bu hastalık bizi vuruyor. Yani oradan da darbe yedik. Çözüm başka bahara....
    (2) emos mono
  • @McKaya  dedi...
    Milattan önce 5. YY’dan söz ediyoruz. Eee hani taş devri diyeti yapacaktık? Eskiler ne yiyorsa onu yiyecektik?
    Firavunlardan biride hayatı boyunca romatizmal ağrılar çekmiş, hatta bu yüzden "Ağrıların Kralı" diyede bir lakab bile takılmış.
    Dediğin gibi olay yiyeceklerin bozulması ile alakalı olsa, geçmiş tarihlerde bu tip romatizmal eklem sorunları olmaması gerekiyordu.
    Kaldıki Fravun 'un yediği yemekler en hasından yiyecekler olsa gerektir.
    Amerika’da yapılan çeşitli araştırmalarda romatizmal hastalıkların görülme oranı %3-10 arasında değişmektedir. Dünyadaki genel görülme oranları %1-3 olarak kabul edilmektedir. Bu oranlar ile ilgili ülkeler arasında büyük farklılıklar gözlenmektedir. Türkiye İstatistik Enstitütüsü’nün bir çalışmasında %17 olarak bildirilmiştir.
    %17 hakikaten büyük bir rakammış.
    @McKaya dedi...
    Avrupa ve Amerikalı tamamen fast foodla besleniyor ama bu hastalık bizi vuruyor.
    fast food mu beslensek acaba  :))
  • Bunu denemiştim. Testin pozitif çıkması tam da sürekli diyare rahatsızlığıma denk geldiği için doktorum metronidazol ile parazit, amip gibi barsakta istenmeyen şeyleri yok edeceğimizi ardından geçmezse kolonoskopi yapacağını söyledi. İlacı bitirdim ardından geniş spektrumlu mantar ilacına başladım (kendim), diyetin yanı sıra prebiyotik yüklemesi yaptım (1 ay mantar ve parazitlerle savaşan iyi niyetli bakteriler) sonuç yaklaşık cebimden 1oo liraya yakın para çıktı. Uykuda ağzımdan su akmıyor. Onun harici ağrılarım aynı. Prebiyotikler için yavaş kullanılması tavsiye ediliyordu çünkü hızlıca mantarları öldürdüklerinde açığa çıkan toksikler karaciğeri üzüyor anksiyete gibi durumlara neden oluyormuş. Falan filan.

    Kendi deneyimim mantar vb değil zeytinli ekmek yediğimde sakroiliak ağrılar çekiyorum. Mesela geçen toz mayalı pizza yedim barsak bozukluğunun yanı sıra ağrılarım arttı. Gluten intoleransı mı dersiniz, tetikleyici besin mi dersiniz sonunda beslenme listemden bir şeyi çıkardım. İBH durumları olabilir zaten burda öğrenmiştim romatizmanın barsaklardan tetiklendiğini. 

    Herkese ağrısız günler dilerim. 
  • Herkese selam, Ben bu yazdığınızı çok önce paylaştım.Kimse kaale bile almadı. Yüzyıllardır buğday ve üzüm şarabı kullanılıyor.Yazmışsınız krallar da,bir sürü bulgularda, eklem hastalıkları keşfedilmiş ,soruyorum sizlere krallar şarap içmezmiydi? sümerlerden beri süt içiliyor.Firavunların tüm kabartmalarında şekere dayalı meyve ve şarap beslenmesi resmedilir. Bu durum açılır uzar gider. Nihayetinde bu diyeti tabi ki de yapmak zorunda değilsiniz. Ama yapmaya  cesareti olanları denemek isteyenlerin umutlarını kırmayın rica edeceğim.Ben 3 aydır nerdeyse bu diyetleri uyguluyorum evet listelerin bazı yerlerinde yanlış tekrarlar var,havuç gibi kabak gibi vss
    ''Candida diet list ''diye ingilizce aratır bakarsanız çok detaylı bir araştırma sonucunda ne yiiyebileceğinizi görürsünüz. Ben ağrılarımda % 80 azalma yaşıyorum çok şükür ağır bir diyet ama genç yaşımda yaşlı gibi eklemleri açamadan yürümek istemiyorum. gerekirse sadece su ile bile yaşarım .İnanç duymak önemli.!! Yanında içtiğim bitkisel ilaçları merak edenlere önerebilirim ancak usa bağlantılı alabilinir amazondan ben bile yardım ederim sorularınıza, önemli olan inanmanız ve yememeniz. Bir ara peyniri fazla kaçırdım sabah tutuklukla kalktım.Kestim hemen, iki gündür göğüs kafesimin batması normale döndü.İ ki üzüm attım ağzıma şeker yasak ama dizimi açamadım vss…. Lütfen diyete inanın .Şu an Otizm tedavisi romatoit artrit vs migren depresyon vss gibi otoimmün hastalıklarının hepsinin bu diyete bağlı olduğu kesinleşti. Allah aşkına yemeyin 3 ay sonra deneme yanılma ile neyi yiyip yemememeniz gerektiğini netleştirirsiniz.Kanda bakılan tolerans bi nebze işe yarıyor ama doktorunuz sizsiniz.Hatırlarsanız Lorenzonun yağı filmi .Aile dr posta koyup yıllarca çocuklarını yaşattılar sevgiyle.Araştırın sizde kendinizin doktoru olun lütfen diyete davet ediyorum sizleri. Ağrısız yaşama hoşgelin istekle aç gelin :) 
  • merhaba Jasmin8,
    diyeti hala uyguluyor musunuz? devam ediyorsanız iyileşme oranı arttı mı acaba
  • Selam,
    10 yıldır salazopyrin kullanıyorum. Ahmet Aydın'ın taş devri diyetini uygulamaya çalışıyorum. Ağrı kesici ihtiyacım ciddi şekilde azalıyor.
  • Salazopryın zaten bir işe yaramıyor.onuda kullanma.diyetine devam.
Yorum yapmak için Oturum Açın yada Kayıt Olun .

Bugün doğanlar

ymsahin66 hakanaltntrk yunusahin66 tommy13k onderoztrk psodomonas Ruzmay murat50 ozzy merve987